CEMAL ŞAHİN
Site Haritası

Her insan değerlidir.

İnsan öncelikle insan olduğu için değerli ve toplumda saygı ve sevgi görmesi gereken bir varlıktır.Duygusal olarak beslenmesinin temelinde de bu iki kavram yatar.Sevgi ve saygı.Bu kavramlar her insan için önemlidir.Toplumu oluşturan sağlıklı bireylerde bu kavramları günlük ev ve iş  yaşantılarında uygularlar..Dolayısıyla insanlar mutluluk denilen başka bir kavramı yaşantılarına katmış olurlar.Bunun tam tersi de mümkündür.İlişkilerinin temeline sevgi ve saygıyı oturtamayan bireyler mutlu olamazlar.Sürekli iş ve ev yaşantısında sorun yaşarlar. Olaylara pozitif bakış açsı ile bakamazlar.Çözümden yana tavır gösteremezler. Sürekli her konuya bir bahane bulup negatif görüş belirtirler

İnsanları bu olumlu ,toplumsal olarak kabul gören ya da göremeyen  davranışlara iten nedenleri iyi analiz etmemiz gerekir.Çünkü bireyler doğdukları zaman çok sevimli, çok tatlıdırlar.Etrafındaki herkesin sevgisini görürler.Onlarla iletişim kurarlar.Sadece ona bebek olduğu için değil bir insan yavrusu olduğu için değer verilir.O bebek  günden  güne büyür. Kreş, anaokulu, anasınıfı derken ilköğretim birinci sınıfa başlar.Bu dönemlerde  karşılıksız olarak herkesten sevgi görmeye devam eder.Bu zamana kadar kişiliği oturmuştur. Diğerlerinden farklı bir birey haline gelmiştir.Kendi doğruları,yanlışları, sevdikleri, sevmedikleri, paylaşılmayan oyuncakları  ve özgür davranma isteği ön plandadır.

İşte bu noktadan sonra toplumsal normların devreye girmesiyle bireye karşı anne babaların verdiği değer azalmakta, çocuğun yetişmesi konusu okula dolayısıyla öğretmenin sorumluluğuna terk edilme eğilimi gösterilmektedir. O zaman her ailenin şu soruyu yanıtlaması gerekir.Benim çocuğum anasınıfına kadar çok değerli  miydi? Evet.Anasınıfında tüm ihtiyaçlarını pahalı olmasına karşın karşılıyor muydum? Evet.Şimdi ne oldu.Aynı öğrenci ilköğretime devam ederken öğrenci ile anne babanın ilgilenme düzeyi olumsuz yönde farklılaş maktadır.Halbuki eğitim okul ,öğrenci ve öğretmen üçgeni arasındaki iletişimin güçlülüğüne bağlıdır.Doğunca çok sevdiğimiz bireyi ileri yaşlarda da desteklememiz ona sahip çıkmamız gerekir.Çünkü her insan değerlidir.

Değerli olan, topluma fayda sağlayan  insanların da görüşleri de değerli olmak zorundadır. Her insanın içinde yaşadığı topluma, bireysel katkısı olmak zorunluluğu olmak durumundadır.Çözümünün çok zor olduğunu düşündüğümüz sorunların çok basit çözümleri olabileceğini, etrafımızdaki her bireyin bu sorun karşısında bir görüşü olabileceğini anlamamız gerekir. Bu konuda bir yönetim dersi klasiği olan “Osman Efendi” örneğinden hepimiz birkaç ders çıkarabiliriz.

Osman Efendi bir sabah

müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.

İlaç alır geçmez. Bir iki gün

bekler, ağrı devam eder.

Doktor çağrılır. Doktor muayene

eder, ağrı kesiciler verir, gider.

Lakin Osman Efendi'nin baş ağrısı artarak sürer.

Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya başlar. Başka doktorlar çağrılır...

Osman Efendi Uşak'ın ileri

gelenlerindendir, ağrıyı

kesene servet vaadeder.

Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de

bulamaz. Ev halkı, birbirine karışır, başağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendi'yi İstanbul'a götürmeye  karar verirler.

İstanbul'da en iyi doktorlar

seferber olur. Röntgenler,

beyin tomografileri çekilir,

testler yapılır...

Görünüşe bakılırsa

Osman Efendi turp gibidir.

Oysa dayanması gittikçe zorlaşan başağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.

Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürich'e gidilir.Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.

Sonuç:

Efendi'ye teşhis konulamaz.

Artık yerinden kalkamayan

Osman Efendi'ye ağrı kesici

iğneler verilir, altmışlarını süren

adamın ülkesine dönüp

"dinlenmesi", daha doğrusu

son günlerini evinde

geçirmesi tavsiye edilir.

Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.

Bir gün, hastanın keyfi

gelsin diye, Osman Efendi'nin

eski berberi "Berber Mehmet"

çağrılır. Berber yataktan

kalkamayan Osman Efendi'yi

tıraş ederken, adamcağız

derdini anlatır ve ölümü

beklediğini söyler.

Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim" der,

"Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın?”

Bir bakar, "Hah işte" der.  "Kıl dönmüş.“

Osman Efendi'nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker.

Ev halkı Osman Efendi'nin

köyü ayağa kaldıran çığlığıyla

odaya koşar. Berber Mehmet,

Osman Efendi'nin elinden zor

 alınır ve cımbızın ucunda

tuttuğu yirmi santimlik kılla

kapı dışarı edilir.

 Osman Efendi'nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır.  

Gözlerinin yaşarması geçmiştir.

Başağrısından ise eser kalmamıştır.

Dönen kılın sinire yürüyüp

gittikçe uzayarak dayanılmaz ızdıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder.  

Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.

Bu gerçek hikayeden çıkarılabilecek sonuçlar:

1. Berber Mehmet Efendilerin  fikirleri var, dinlemek gerek.

2. Bazen büyük sorunların  çok basit çözümleri olur.

3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.

(Osman Efendi ;bir yönetim  hikayesi Osman SARI tarafından yazılmıştır. Yazar tarafından Kasım 2007 tarihinde Yalova Esen köy Hizmet içi Eğitim tesislerinden alınmıştır.  )

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret31851
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.12842.1322
Euro2.94112.9464
Hava Durumu
Anlık
Yarın
19° 20° 5°